DEPRESYON

DEPRESYON

  • Depresyon belki de tanımlanan en eski ruhsal hastalıktır ve birbirinden çok farklı tablolarla yaşantı-lanabilir. 
  • Hüznün, mutsuzluğun ve umutsuzluğun ana temayı oluşturduğu belirtiler kümesi ile seyreder.
  • Her bireyin hissettikleri ve ön planda olan belirtileri, bir diğerinden çok farklılık gösterebilir. 
  • Sadece bireyler arasında değil, değişik kültürlere sahip toplumlarda da depresyon belirtileri farklı-lıklarla seyredebilir.
  • Bireylerin kendilerini sözel olarak ifade etmek de zorlandığı toplumlarda, depresyon sıklıkla bedensel yakınmalarla seyreder. Bu yüzden yardım arama davranışı genelde ruhsal sıkıntılar ve acılar  için değil bedensel yakınmalar için olur.
  • Hepimiz duygularımızda yükselmeler ve düşmeler yaşarız. Duygusal dalgalanmaların olması, bek-lenen doğal seyirdir.
  • Üzüntü hayatın zorluklarına, hayal kırıklıklarına, insanı inciten yaşam olaylarına verilen normal bir tepkidir. 
  • Günlük hayat akarken, gerçek yaşam olayları olur ve bunlara uygun gerçek duygusal tepkiler veririz. 
  • Kişinin kendisini çökkün hissetmesi ve sıkıntılı olması ‘depresyon’da olduğu anlamına gelmemelidir.
  • Bir çok insan bu tür duyguları açıklamak için “Depresyon” terimini kullanır fakat depresyon üzüntüden çok daha fazlasıdır.
  • Her üzüntü depresyon değidir.
  • Kişinin yaşam enerjisini, hayata tutunma gücünü kaybetmesinin bir ‘SEÇİM’ değil, bir ‘RUHSAL HASTALIK’ olabileceği akıllarda tutulmalıdır.
  • Üzüntü, kederlilik, umutsuzluk depresyonda çok sık vurgulansa da bazı insanlar kendilerini üzgün bile hissetmeyebilirler. 
  • Daha çok donuk, boş ve hissiz olurlar. Bu grupta, ‘hiçbir şey hissedememek’ sık dile getirilen bir yakınmadır. 
  • Bazen sinirlilik, agresif davranışlar, huzursuzluk ya da öfke kontrolsüzlüğü de görülebilir. 
  • Belirtiler ne olursa olsun, depresyon normal bir üzüntüden farklıdır çünkü tüm günlük hayatı alt üst eder ve kişinin sosyal ve mesleki işlevselliğini etkiler.
  • Umutsuzluk, çaresizlik, değersizlik, kapana sıkışmışlık hissi, suçluluk çok yoğundur ve pek azalma göstermez.

Kimlerde görülür?

  • Depresyon oranları tüm dünya da oldukça yüksektir. 
  • Çocukluk çağı dahil, her dönemde görülebilir.
  • Sosyo-ekonomik ve kültürel değişiklikler bu oranları etkilememektedir. 
  • Türkiye’de görülme oranı yaklaşık %10-15 gibidir. Bu da her yüz kişiden 10-15’in de depresyon olması demektir.
  • Depresyon kadınlarda erkeklerden üç kat daha sık görülür. 
  • Kadınlarda görülme oranı % 4-10, erkeklerde ise %2-2,5 ‘dur.
  • Depresyon herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir ama en sık 24-40 yaşları arasında görülür. 
  • Her bireyde farklı belirtiler daha ön planda olabilir. 


Depresyon bir duygudurum bozuklukluğudur ve farklı nedenler ve tablolarla karşımıza çıkabilir. 

Nedenleri:
1. Biyolojik nedenler;
        a. Genetik yatkınlık (ailede bir kişide varsa görülme sıklığı topluma göre 2-5 kat artmaktadır.)
        b. Bazı hastalıklar (Parkinson hastalığı, Multipl skleroz, diabet, tiroid hastalıkları gibi)
        c. Bazı ilaçlar; Antihipertansifler, hormonlar gibi
        d. Doğum
        e. Menapoz
2.   Psikososyal nedenler;
        a. Geçirilmiş depresyon öyküsünün varlığı
        b. Kadın olmak
        c. Olumsuz yaşam olayları
        d. Erken dönemde ebeveyn kaybı
        e. Sosyal desteğin yetersiz olması 
        f.  Eş, aile ve iş sorunları  
        g. Sağlık sorunlarıİnsanlarla ilişkiler ve günlük hayat bozulabilir. 

Depresyon tablosunda nelere rastlayabileceğimize baktığımızda ;

  • Günlük hayatta sorumluluklarını yerine getirememe ya da yerine getirecek gücü bulamama söz konusudur.
  • Hüzün, keyifsizlik, umutsuzluk, kendini boşlukta hissetme, günlük etkinliklere ilginin azalması, nedeni bilinemeyen huzursuzluk, yerinde duramama ve gerginlik sıktır.
  • Eskiden severek yapılan etkinliklerden zevk alınmaz, bu aktivitelerden uzaklaşma söz konusudur.
  • İştah değişiklikleri, istenmediği halde aşırı kilo kaybı ya da kilo alımı, uykusuzluk ya da aşırı uyuma yaşanabilir..
  • Somatizasyon (bedenselleştirme) özellikle ülkemizde sık rastlanan bir depresyon belirtisidir. 
  • Ruhsal sıkıntıların bedensel yakınmalara dönüşmesi olarak açıklanabilir. 
  • Kişi bunu bilerek yapmadığı gibi, yaşadığı bedensel rahatsızlıkların, ruhsal sıkıntılarından köken aldığının da farkında değildir.
  • Bu tür tablolarda, kişinin sürekli olarak başağrısı, karın ağrısı, yorgunluk, eklem sızlamaları gibi fi-ziksel yakınmaları söz konusudur.
  • Bedensel olarak çarpıntı, baygınlık hissi, kas/ eklem ağrıları, sindirim rahatsızlıkları, kol/ bacaklarda uyuşma sık görülen belirtilerdendir.
  • Bu fiziksel yakınmaların ruhsal kaynaklı olduğu anlaşılmadığında hasta psikiyatrı dışı kliniklerde (dahiliye, kardioloji, ortopedi…)sürekli yardım arıyor hale gelebilmektedir. 
  • Bu hasta ve hasta yakınları için sonuç alamayacakları, ruhsal ve ekonomik yönden yorucu bir sü-reçtir. 
  • Cinsellik depresyonda etkilenen alanlardan biridir.
  • Cinsel istekte azalma, adet dönemlerinde geçici kesilmeler/ düzensizlikler, orgazm sorunları görü-lebilmektedir. 
  • Erkeklerde ise sertleşme bozukluğu sık başvuru nedenlerinden biridir. Ve çoğu hastada altta yatan neden ruhsal sıkıntılardır ya da organik nedene eşlik eder.
  • Yapılan çalışmalarda, 50 yaş üzerindeki erkeklerde sertleşme bozukluğu oranının %60’lara kadar çıkabildiği ve bu kişilerde vasküler (damarsal) hastalıklarla birlikte depresyonun da  çok sık görül-düğü bildirilmektedir.
  • Eskisinden olmayan tahammülsüzlük, sabırsızlık, çabuk sinirlenme…
  • Bazen hiç bir şeyi umursamama…
  • Dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozukluğu, işe yoğunlaşamama yine depresyonda görülebilecek belirtilerdendir.
  • Zamanın çok yavaş geçtiği ya da durduğu şeklinde bir algı yaşanmaktadır. 
  • Unutkanlık, konuşmaları takip etme, tv den bir şeyler izleyeme, konuşulanları anlama gibi konsant-rasyon gereken durumlarda dikkati yoğunlaştırmada sorunlar olabilmektedir. 
  • Depresyondaki kişilerin dış görünümünde de değişiklikler farkedilebilir.
  • Dışardan üzüntülü, bakımsız, yüz çizgileri derinleşmiş, durgun, tedirgin halleri dikkat çeker. 
  • Konuşmaları yavaşlamış, ses tonu güçsüzdür. 
  • Çok ağır durumlarda hiç konuşmayabilirler. 
  • Sık ağlama, özellikle sabahları yoğun olan kaygı, isteksizlik, çevrede olan bitene olan ilgide azalma bazen de çabuk öfkelenme görülür. 
  • Kendilerini suçlamaya eğilimlidirler.
  • Sıklıkla tüm toplumlarda erkekler, umutsuzluklarının, hüzünlerinin ve kendilerine karşı olan kızgın-lıklarının farkına kadınlardan daha az varırlar ve dile getirirler.
  • Bunun yerine daha çok yorgunluktan, tahammülsüzlükten, uyku problemlerinden, işe ve hobilere olan ilgilerini kaybetmelerinden şikayet ederler. 
  • Erkeklerde depresyonun diğer belirtileri ise öfke, sinirlilik, şiddet, umursamaz davranışlar ve madde kötüye kullanımıdır. 
  • Kadınlardaki depresyon oranı erkeklerden çok daha fazla olsa da , erkeklerde özellikle de yaşlı er-keklerde depresyon daha şiddetli ve intihar riski daha yüksektir.
  • Depresyon, edebiyata, sinemaya ve müziğe de sıklıkla konu olmuştur….

Ünlü Fransız şair Paul Verlaine yaşadığı depresyonu şu mısralarla anlatmış,

‘ A vast black sleep falls over my life, 
  sleep, all hope
  sleep, all desire.’

‘Sonsuz bir kara uyku hayatımın üzerine çöküyor,
Tüm ümitler, uyu
Tüm arzular, uyu’

Yine Harry Potter dahil, ses getiren bir çok kitabın yazarı J. K. Rowling ise 2000 yılında Times dergisine verdiği röportajda şöyle betimliyor yaşadığı depresif dönemi…

‘Depression is the most unpleasant thing I have ever experienced…It is that absence of being able to envisage that you will ever be cheerful again. The absence of hope. That very deadened feeling, which is so very different from feeling sad. Sad hurts but it’s a healthy feeling. It is a necessary thing to feel. Depression is very different’ 

‘Depresyon yaşadıgım en keyifsiz şey…Bir daha tekrar neşeli olabileceğine dair, inancın kaybı. Umudun kaybı. Bu çok yok edici bir duygu, üzüntüden çok farklı bir duygu. Üzüntü acıtır ama sağlıklı bir duygudur. Hissedilmesi gereken bir duygudur. Depresyon çok farklı.’

Her iki betimlemede de çekilen ruhsal ağrının şiddeti hissedilebiliyor.

  • Tekrarlamak gerekir ise kişinin ilişki ve etkinliklerini etkilemeyen, üzgün olma durumu ya da kişinin moralinin bozukluğu çoğu zaman depresyon olarak anılsa da ‘depresyon’ tıbbi bir tanıdır. 
  • Günlük kullanımdaki depresif olma durumundan çok daha farklıdır. 
  • Duygularımız, toplumsal ve çevresel nedenlerden etkilenir. 
  • Depresyon araştırmaları yaşam olayları ile depresyonun gelişimi arasında doğrudan bir ilişki oldu-ğunu ortaya koymaktadır. 
  • Ekonomik koşullar, aile sorunları, iş problemleri, doyumsuzluklar, onur kırıcı davranışlarla karşılaşmak, sevginin ölümle ya da ayrılıkla yitirilmesi, işini kaybetme, emeklilik gibi durumlar depresyona yol açabilmektedir. 
  • Ama bilindiği gibi bu durumlar herkes de depresyon nedeni olmaz. 
  • Depresyonun gözle görülür bir sebebi de olmayabilir.
  • Tanı konulmadan kronikleşen depresyonlarda kişi ekonomik ve sosyal kayıplara uğrayabilir. 
  • Madde ve alkol kullanımına, var olan sıkıntıyı gidermek amacıyla başlanabilir ya da kullanım arttırılabilir.

 

Gebelikte Depresyon

  • Gebeliğin oluşması ile birlikte anne adayının sadece sosyal rol/ sorumluluk ve hayat planlarında değil bedeninde de ciddi hormonal değişiklikler oluşur.
  • Kadınlarda östrojen düzeyinin değişmesi depresyon riskini artırır. 
  • Geçmişte düşünülenin aksine gebelik kadınlarda psikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu değildir. 
  • Daha önce depresyon, premenstrüel disforik bozukluk (adet öncesi gerginlik) yaşayan, genç yaşta hamile kalan, sınırlı sosyal desteği olan, çocuk sayısı fazla olan, evliliğinde sorunlar yaşayan, ge-belikle ilgili çelişkili düşünceleri olan kadınlarda gebelikte ve doğum sonrası dönemde depresyon riski daha fazladır. 
  • Gebe bir kadını tedavi ederken yalnızca anneyi değil anne karnındaki fetüsü de düşünmek gerekir. Çünkü anneyi etkileyecek her şey fetüsü de etkileyecektir, verilecek her ilaç kan yoluyla bebeğe de ulaşacaktır.
  • Tedavi seçenekleri hastayla görüşülüp kar zarar hesabı yapılarak uygun tedavi belirlenmelidir.
  • Gebelikten önce depresyon geçiren ve antidepresan kullanan kadında, gebelik oluşması nedeniyle  ilacın ani kesilmesi depresyonun tekrarlama riskini arttırabilir. 
  • Bu nedenle planlı bir gebelikse, kadının ilaç tedavisi bittikten sonra hamile kalması daha uygundur. 
  • Gebeliğin ilk 3 haftası bebekle anne kan dolaşımı arasında bir ilişki olmadığından bu dönemde ilaç kullanımının sakıncası yoktur, birçok kadın gebe olduğunu anladığında birkaç hafta geçmiş olabil-mektedir. Bu dönem de ilaç kullanmış olması, bebek için sakınca oluşturmaz. 
  • Gebelik olsa da depresyonun mutlaka tedavi edilmesi gereklidir. 

Doğum Sonrası (Loğusalık) Depresyonu

Kadınların %30-75’i doğumdan sonra 4-10 gün süren hafif bir doğum sonrası hüznü yaşarlar. Bu normaldir. Bu dönemde annenin duygudurumu değişkenlik gösterir, hüzün, huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, kaygı, endişe, uyku ve iştah bozuklukları görülebilir. Eğer bu belirtiler 2 haftadan fazla sürerse doğum sonrası depresyon olarak değerlendirilmelidir.  Gebelikten önce depresyonun olması, premenstrüel disforik bozukluk yaşayanlar, ilk doğum olması, gebelikte olumsuz olayların yaşanması, yeterli sosyal desteğin olmaması, plansız bebek, evlilik sorunlarının varlığı doğum sonrası depresyon riskini artırır.

  • Bebekle ilgilenmeme
  • Bebeğe karşı olumsuz duygular
  • Bebeğe zarar vermeyle ilgili kaygılar
  • Kendine ilgi ve bakımın azalması
  • Haz alamama
  • Enerji ve motivasyon eksikliği
  • Suçluluk ve değersizlik düşünceleri
  • İntiharla ya da ölümle ilgili düşünceler, doğum sonrası depresyonun belirtileri olabilir.

Bu dönemde de yine kar zarar durumu değerlendirilmeli ve buna göre tedavi planlanmalıdır. İlaç seçiminde de dikkatli olmak gerekir, ilacın süte geçiş oranı ve bebekte yapacağı yan etkiler dikkate alınarak tedavi şekli belirlenmelidir.


Atipik Depresyon

  • Atipik Depresyon, major depresyonun bir alt dalıdır. Tipik depresyondan farklılık gösteren bir takım belirtiler vardır ve bu belirtiler bazen tanı konulmasını geciktirebilir. 
  • Umutsuzluk ve çökkünlüğün çok ön planda olmaması, olumlu olaylar karşısında duygudurumun geçici olarak neşeli olması, bu farklılıklara bir örnek olabilir. 
  • İyi bir haber aldıktan ya da dışarıda arkadaşlarla vakit geçirirken kişi kendisini iyi hissedebilir. Yine de, duygudurumdaki bu iyilik dalgalıdır. 
  • Atipik depresyonun diğer belirtileri arasında kilo artışı, artmış iştah, aşırı uyuma, kol ve bacaklarda ağırlık hissi (kurşun boru benzeri), reddedilmeye karşı hassaslık, alınganlık vardır. 
  • Atipik depresyon bazı terapi ve ilaçlara diğerlerinden daha iyi cevap verir. 
  • Bu yüzden bu alt türü ortaya çıkarmak özellikle önemlidir.


‘Depresyon kolayca tedavi edilebilir bir hastalıktır…’

 

Tedavi

  • Depresyon hakkında bilgi edinmek- belirtilerini ve tedavi yöntemlerini anlamak- başlangıç için iyi bir noktadır.
  • Dünya sağlık örgütünün verilerine göre herhangi bir anda dünyada 100 milyon insan depresyondadır.
  • Depresyonda biyokimyasal bazı değişiklikler izlenmektedir. 
  • En çok noradrenalin ve seratonin düzeyleri farklılaşmaktadır. 
  • Bu nedenle de depresyon tedavisinde bu dengelerin yeniden düzenlenmesi gerekir. Yani ilaçların etkinliği bu yolla olur. 
  • Tedavisiz geçen süre, depresyonun daha da derinleşmesine, sosyal/mesleki kayıplara ve intihar gibi olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olabilir.
  • Hastaya ve çevresindekilere depresyon hakkında bilgi vermek, bunun geçici olduğunu belirtmek, iyileşmenin süre alacağını vurgulamak, hastanın yapamadığı şeyler için (iş, güç, cinsel işlevler vb) kendini zorlamamasını belirtmek önemlidir. 
  • Depresyon tedavisi için uygun ilaçlar, kesinlikle bir hekim tarafından başlanarak, yeterli süre ve dozda kullanılmalıdır. 
  • Bir yandan da hastanın hekimiyle psikoterapiyi sürdürmesi gerekir. 
  • İlaç kullanmak eğer hekim öneriyorsa gerekliliktir ve kötü sonuçları engeller. 
  • Dünyada en sık görülen, en sık iş ve güç kaybına neden olan bu hastalıkla baş etmenin yolu onu iyi tanımaktan ve uygun tedaviyi almaktan geçmektedir.
  • Psikiyatristlere, hasta ve hasta yakınlarından gelen ilk soru ‘Kendi kendine geçer mi? İlaç kullanmasa olur mu?’dur.
  • Yanıt ‘Hayır’ dır. Depresyon tıbbi bir hastalıktır ve tıbbi tedavi gerektirir.
  • Antidepresan ilaç tedavinin en az 6 ay sürdürülmesi yaygın klinik uygulamadır ancak her zaman istisnaları olabilir. 
  • İlaç tedavisi erken kesildiğinde (daha iyi hissedilmesi, ekonomik nedenler ,yan etkiler vs. nedeniyle) en riskli dönemin ilk 4-8 hafta olduğu ama sonrasında da erken kesim halinde riskin yüksek olduğu saptanmıştır.
  • Unutulmamalıdır ki depresyon teşhis ve tedavisi olan bir hastalıktır.


 

Kaynakça

1. www.healthyplace.com
2. www.psikiyatri.org.tr
3. Öztürk MO: (1997) Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. 7. Basım Hek. Birl. Yay. Ankara