PSİKİYATRİ VE KANSER

PSİKİYATRİ VE KANSER

PSİKİYATRİ VE KANSER

KANSERLE TANIŞTIĞIMIZDA  HİSSETTİKLERİMİZ…..

PSİKİYATRİ KANSERİN NERESİNDE ?

Kanserin, hem hastayı hem de yakınlarını, fiziksel ve duygusal olarak etkileyen "zor bir hastalık" olduğu bilinmektedir. Önemli biyomedikal gelişmelere rağmen kanser hala ölüm, ağrı ve acı çekme ile eş anlamlı olarak anılmaktadır.

"KANSER" gibi bir hastalık tanısının alınması, ümit etme duygusunun olmadığı ya da bireyin fiziksel ve ruhsal "iyilik-haline tehdit" oluşturan, yaşam biçimini altüst etme riski olan/bireyin yaşamındaki seçimlerini azaltma anlamı taşıyan bir mesaj olarak algılanabilmektedir. Dolayısıyla kanserle ilk tanışma hayatı karmakarışık bir hale getirebilir.

Kanser tanısı, hastanın sağlığı ile ilgili haberlere hızla uyum sağlayıp, hastanın da tedavi ekibinin bir parçası olacağı zorlu bir süreci başlatır. Başta kanser gibi ciddi hastalıkla olmak üzere, her fiziksel hastalık, her birey için bir krizdir. Kanserin yarattığı bu yaşam krizi, bireylerin günlük hayatlarını, yaşamdaki rollerini, ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Öngörülen, süregiden hayat ruhsal ve bedensel olarak altüst olmuştur. Yaşama ait senaryo, bireyin haberi olmaksızın değiştirilmiştir. Yaşam üzerindeki kontrol ortadan kalkmış gibi hissedilebilir.

Doğaldır ki bir bireyin sağlıklı bir yaşam süren, "sağlıklı insan" olduğu kavramından, "hasta biri" kavramına geçişi, birey ve ailesi için sıkıntılı ve yorucu olabilir. Hayatın akışının bu kadar hızlı değişebileceğin ansızın görmek, çok farklı sorunlarla baş edebilmek ve hayatı, yaşamaya değer kılmak ruhsal olarak yorucudur. Beklenmedik bir zamanda başa gelen her hastalık tanısında olduğu gibi kanser tanısı da yeni bir uyum ve yaşam tarzı gerektirir.

Kanser Tanısının İlk Dönemlerinde Ortaya Çıkan Tepkiler

Bu aşamaları Kübler Ross, şu şekilde tanımlamıştır:

İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme.

Bu aşamaları sağlıklı biçimde tamamlayan kişi, hastalıkla mücadelesinde daha güçlü olacaktır. Bu aşamalardan birinde takılan kişinin mücadelesi ise olası olarak daha zor geçebilecektir. Bu evrelerin hepsi her kanser hastasında görülmeyebilir. Bazen bir hasta sadece bir dönemi yaşayabilirken, dönemlerin yaşanma sırası da hastadan hastaya değişebilir.

Kanser hastalarının sıklıkla yaşadığı 5 psikolojik evreyi şöyle sıralayabiliriz:

  •  İnkar Evresi

Çoğunlukla tanıya verilen ilk tepki, inkardır. Şaşkınlık, ne olduğunu anlayamama, tanıyı doğrulatma ihtiyacı duyulur. Hasta, kanser tanısını aldığına inanmak istemez veya inanmakta zorlanır.  Bu nedenle kanser tanısı alan herkes önce bir şok yaşar.

  •  Öfke evresi

İnkar evresinden sonra hastalar öfke evresine girebilir. Kendilerini sürekli "neden ben?" derken bulabilir. Hastaların çevrelerindeki insanlara kızgın olmaları, onlara karşı öfkeli davranmaları, suçlamaları, hatta sağlıklı bireyleri kıskanmaları sıktır.

  •  Pazarlık evresi

Öfkenin ardından kanser hastalarının yaşadığı bir diğer evre de pazarlık evresi.

Bu dönemde kişiler kendilerini hastalıkla hesaplaşırken bulabilir. "Sigarayı bıraktığım için, kanseri yeneceğim", "Bu hastalığı kendime ben getirdim, ben ortadan kaldıracağım" gibi şeyler düşünebilir. Bu dönem hastalığın kabullenilmesini kolaylaştırabilir ve hastanın tedaviye uyumunu artırabilir.

  •  Depresyon evresi

Pazarlık döneminden sonra hastalar depresyon evresini yaşayabilir. Tedavinin başlamasından bir süre sonra hastalar hastalıklarının varlığını inkar edememeye başlar. Ameliyat süreci ve tedavi almak hastaların günlük hayat düzenlerini ciddi bir biçimde değiştirir. Bu nedenle hastalar kendilerini umutsuzluk ve çaresizlik içinde bulabilir.

  •  Kabullenme evresi

Depresyon evresinden sonra kabullenme evresi başlar. Bu evrede hastalar kendilerini ne üzgün, ne de kızgın hisseder. Kabul etmek, umut etmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Bu döneme geldiklerinde hastalar, tedavilerine daha güçlü sarılır ve süreci kabul ederler.

"Kansere Karşı Ruh Ve Bedenin İş Birliği Zorunludur"

Kanserin ideal tedavisi multidisipliner bir yaklaşımla yapılmalıdır. Kanser hastalarında ortaya çıkan psikiyatrik bozukluklara ilişkin araştırmalar, bu hastaların yarısından çoğunda, tanı, tedavi ve seyrin bir aşamasında tedavi gerektirecek düzeyde psikiyatrik bozukluk görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Psiko-onkoloji, kanserin hasta ve aile üzerindeki ruhsal etkilerini, psikolojik faktörlerin kanser risk ve gidişindeki etkilerini araştıran ve kanser hastalarına/hasta yakınlarına ruhsal destek veren bir disiplindir.

Kanser hastalığı cerrahi girişim-kemoterapi-radyoterapi ile tedavi edilirken hastanın ruh sağlığının desteklenmesi tedavinin önemli, bütünleyici parçasıdır.

"KANSER PSİKİYATRİSİ" burada, "ruh ve beden sağlığı" arasındaki bağın en güçlü yürütücüsüdür. Hastalığın ve tedavi yöntemlerinin yarattığı ruhsal sıkıntılar, hastanın uyumunu, yaşam kalitesini, ilişkilerini bozar, ötesinde hastalığın seyrini ve tedaviye cevabını olumsuz etkileyebilir. Bireyin yaşadığı depresyon, kaygı gibi ruhsal sıkıntılar, bireyin bağışıklık sisteminin çalışmasını yavaşlatır dolayısıyla psikiyatrik hastalıklar, bireyin biyolojik silahlarını etkisizleştirebilir. Kanseri tedavi ederken hastada ortaya çıkma riski yüksek olan kaygı bozukluğu, depresyon, çöküntü ve beyin işlev bozukluğunun da tedavi edilmesi bu nedenle zorunludur. Psiko-onkolojik tedavi, bu nedenle genel tedavinin ayrılmaz bir parçası olmak durumundadır.

Bireyin hastalığıyla ilgili tedavisi sürerken, yaşamı üzerindeki kontrol duygusunu geliştirmek/karşılaştığı sorunlar için uygun, akılcı çözümler üretebilmek, kızgınlık, öfke, suçluluk gibi duyguların ve yaşantılarını açıkça konuşulabileceği ortamların yaratılması hasta için çok değerlidir.

Hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasını cesaretlendirmek, psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak, hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki etkileşimi güçlendirmek süregen hastalıklarda psikiyatrinin amacıdır.

Kanser Bir Aile Hastalığıdır

Kanser, hastalığı yaşayan kişide olduğu kadar, hasta ailesinde de krize neden olur. Hasta aileleri de, ölüm korkusu, hastalığın doğası, gelişimi ve sonlanımı hakkında belirsizlikler gibi zor duygu ve durumlarla karşı karşıya kalırlar.

Kanserden etkilenen bireylerin yaşamlarını kontrol altında tutma yeteneklerindeki azalma, başkalarına bağımlılıktaki artış, ailede önceden oturmuş dengeleri bozabilir. Aile içinde halledilmemiş ilişki sorunlarını, ifade edilmemiş kızgınlık, kırgınlık, çatışmaları alevlendirebilir. Hasta ile aile arasındaki ilişkilerde güçlükler ortaya çıkabilir.

İlişkilerde dengeli, duyguların serbestçe ifadesine izin veren, çatışmaların az, işbirliğinin fazla olduğu ailelerde bu kriz dönemi daha rahat atlatılabilmektedir. Unutulmamalıdır ki yalnızlık duygusu, şaşkınlık, yorgunluk ailelerde en az hastalarda olan kadar sıktır.

Yakınlarını sıkıntıdan, üzüntüden koruma çabası ile olup bitenin açık konuşulmaması, duyguların saklanması genellikle aradaki mesafeyi artırır ve yanlızlık duygusunu kuvvetlendirir. Bu azalmış paylaşım katlanılan zor zamanların yükünü daha da artırır. Bu başta hasta olmak üzere herkes için taşınması gereken ek bir zorluktur.

Üzüntüyü paylaşmak, rol yapmak yerine, samimi bir ilişki kurmak hastalığın neden olduğu uzaklaşma ve yabancılaşma duygularını azaltır. Beraber zaman geçirilmesi, eski keyifli faaliyetlere mümkün olduğunca devam edilmesi değerlidir. Yani paylaşımın canlı tutulması önemli diğer adımdır. Hastalıkla ilgili mümkün olan en sağlıklı bilginin, doğru bir şekilde alınması,  buna göre en iyi tedavinin izlenmesi için adımlar atılması ailenin duygusal yükünü azaltmada kolaylaştırıcı olacaktır.

Kanserle Savaşırken Ruhsal Destek Niye Önemli?

Öncelikle "İyilik" Nedir?

  •  Fiziksel iyilik: canlılık, dinçlik, sağlıklı, güçlü, enerjik hissetme.
  •  Ruhsal iyilik: yaşam doyumu, olumlu-olumsuz duygular dengesi, iyimserlik, yaşamda anlam ve amaç olması, yeterlilik, kişisel gelişim, güvenlik ve bağımsızlık algısı.
  •  Sosyal iyilik: aile, arkadaşlar ve çevreden destek alabilme, yaşamı onlarla paylaşabilme.


Ruhsal Destek Neyi Amaçlar, Nasıl Çalışır?

Ruhsal destek, hastanın her üç iyilik halinin de geliştirilmesini amaçlar. Durumu kabul etme, daha esnek olma, gerçekçi beklentiler taşıma, olumlu duyguları arttırma ve dolayısı ile yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik yaklaşımları içerir.

  • Hastalığın belirtilerini anlamak ve onlara uyum sağlamak, bu sayede günlük yaşama daha fazla katılmak, olumsuz duyguları en aza indirerek hastalığın seyrini de mümkün olduğunca olumluya çevirmek, uygun psikiyatrik yardım ile başarılabilir.
  • Kanser tanısından sonra bireyler, yaşamını tekrar gözden geçirmeye, hatalarını ve artık nelerden vazgeçmek istediğini sorgulayabilirler. Kanser deneyiminden sonra kişiler, kendileriyle ya da yaşamlarıyla ilgili bir şeyleri değiştirmeye ya da dönüştürmeye ihtiyaç duyabilirler. Bu dönemin bir psikiyatrist desteğiyle geçmesi değerlidir.
  • Kişinin hastalığı algılayış biçimi, onunla olan mücadelesini etkileyecektir. Eğer ruh çökerse beden daha çabuk çökecektir. Eğer kişi ruhsal olarak sağlıklıysa, fiziksel olarak da daha kuvvetli ve mücadeleci olabilecektir.

Özetlersek, kanser hastalarına en uygun tedavi, "ruhsal ve tıbbi tedavi ve bakımın" eşzamanlı ve eş güdümlü olarak verilmesidir. Fiziksel hastalıklarda ruhsal sorunları tanımak ve tedavi etmek, kaliteli ve bilimsel sağlık hizmetinin temel prensiplerindendir.

"İnsanlar söylediklerinizi yaptıklarınızı unutur ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz."

"I have learned that people will forget what you said, people will forget what you did but people will never forget how you made them feel."

Maya Angelou

 

Hissettiklerimizi sevdiklerimizle açıkça paylaşabilmek sarılmanın bir çeşididir.

BEDENİMİZİ HASTA EDEN RUHUMUZUN BAKIŞIDIR. SİGMUND FREUD