BAŞARIYLA HOŞÇAKAL DİYEBİLMEK...

BAŞARIYLA HOŞÇAKAL DİYEBİLMEK...

‘İYİLEŞME HEP İYİYE GİDEREK DEĞİL, DALGALANMALARLA SEYREDECEKTİR.'

  • Aile, bireyin ruhsal ve sosyal varoluşunda ilk çekirdeklerin atıldığı ve şekillendiği  birimdir. 
  • Tüm yaşam boyunca süren bireysel gelişmeye, en güçlü etki eden toplumsal birim ailedir. 
  • Sevgi ve güvenin ne demek olduğu aile içinde öğrenilir. İlk değer yargıları aileden elde edinilir. 
  • Bununla birlikte evlilik, her kurum gibi zaman zaman aksayan yönleri olan bir kurumdur.
  • Boşanmak zor ama bazen verilmesi zorunlu bir karar haline gelebilir.
  • Her aile ve çift boşanma kararı öncesinde, boşanma süresinde ve sonrasında belirli süreçlerden geçer.
BOŞANMA ÖNCESİ: Duygusal olarak uzaklaşılan, artık bazı şeylerin eskisi gibi olmadığı hissedilen dönemdir. Evde tartışmalar artar ve paylaşımlar belirgin düzeyde azalır. Eşlerden biri ya da ikisi artık sonlandırma kararını düşünmeye başlamıştır.
BOŞANMA SIRASI: Bu süreçte eşlerden birisi daha kararlı ve güçlü olurken diğer eş, güçsüz, çaresiz, yalnız, hüzünlü, yıkılmış, depresif, kızgın hissedebilir. 
Ailenin diğer bireylerinin boşanma hakkında bilgisi olur. 
Kararlara müdahale edilmemesi, görüş belirtilmemesi eşler açısından daha sağlıklı olacaktır. Çocuklar bu devrede yaşadıkları endişeler ile ilgili olarak rahatlatılmalıdır.
BOŞANMA SONRASI: Yaşama yeni bir başlangıç yapma zamanı gelmiştir. Eşlerden bazıları bunu başarabilirken bazıları ise bu süreçten  daha yorgun çıkabilir. Bu süreci kabullenememe, yaşanan pişmanlık duyguları , gelecekle ilgili kaygılar , ne yapacağını bilememe  gibi duygular yaşanabilir. 
Gelecekle ilgili plan yapma, yaşamdan ve ilişkilerden yeni şeyler bekleme , bunlar için çaba gösterme kişinin artık sağlıklı olduğunun bir göstergesidir. 
 
BOŞANMA SONRASI ÇOCUKLAR:
  • Unutulmamalıdır ki ‘Karı-Koca’lıktan boşanılır, anne-babalıktan değil.
  • Eş rolü biten kişilerin, ‘anne -baba’ rollerini titizlikte uygulamaya devam etmesi gerekmektedir. 
  • Boşanmanın hiçbir evresinde yaşanan duygular çocuklara yansıtılmamalıdır.
  • Çocuk için birlikte yapılan paylaşımlara yine devam edilmelidir. 
  • “Biz artık aynı evde yaşamıyor olabiliriz, ama senin annen ve baban olarak yine birlikte olacağız” mesajı YAŞANARAK verilmelidir.
  • Boşanma sürecini sağlıklı yönetemeyen çiftlerde, çocukların ruhsal olarak zorlanmaları sık görülür.
  • Boşanma ile ilgili bu durum, anne babası boşanmış çocukların, fiziksel gelişim ve ruhsal sorunlar yaşaması açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olması, birçok çifti boşanmanın doğru olup olmayacağını sorgulama yoluna itmektedir. 
  • Bazı çiftler, kendi hayatlarını bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir.  Yapılan çalışmalar göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için bir arada kalmak sıklıkla işe yaramaz. Bazen, bir arada devam etmek, çocuklara, boşanmadan daha çok zarar verebilmektedir.
 
AYRILIK VE KAYBIN FARKLI TÜRLERİ;
  • Psikolojide ‘ayrılık ve kayıp’ kavramı, günlük hayatta düşündüğümüzden daha geniş kapsamlıdır. Bunları temel olarak 3 grupta toplamak mümkündür;
  • Yaşamsal değişimlere bağlı ayrılıklar; Mezuniyet, evlilik, iş değişimi, terfi etme ya da çocuk sahibi olma gibi...
  • İlişkisel, durumsal ve mekansal ayrılıklar; Bir ilişkinin bitmesi, boşanma, bir yerden başka bir yere taşınma, şehir/ ülke değiştirme, para ya da iş kaybı gibi...
  • Ölümle gelen ayrılık ve kayıplar; Sevilen bir yakının ölümü, evcil hayvanın ölümü gibi….
 
BOŞANMAK BİR KAYIPTIR. YAS BU KAYBIN DOĞAL SONUCUDUR.
  • Aşk, tutku, beraberinde evlilik,büyük bir heyecanla başlar ve geleceğe dair çok sayıda umudun, beklentinin oluşması temeldir.  Ne kadar kötü giden bir ilişki olursa olsun, ayrılıkla beraber yoğun bir hayal kırıklığı ve hüzün yaşanabilir. 
  • Eşten ayrılmak bir kayıptır ancak kaybedilen sadece eş değil, aynı zamanda teoride sonsuza dek süremesi öngörülen aile olma, eğer çocuk yoksa çocuk sahibi olma, aidiyet duygusu, beraber edinilen alışkanlıklar, arkadaşlıklar,  beraber yaşlama /yaşlanma fikri, ortak hayallerin de kaybı söz konusudur.
  • Evliliğin dinamiklerinden ve ideallerinden kopmak eşin kendisinden ayrılmaktan çok daha uzun zaman alabilir. 
  • Bir diğer yanda boşanma, kişide başarısızlık duygusunu da tetikleyen bir karardır. Ayrılık kararıyla, toplumun gözünde ‘evliliğini mutlu bir sekilde yürütmeyi başaran birey’ tanımını da kaybetmiştir.
  • Bozulan rutin, yaşanılan evden arkadaşlara kadar hissedilen geniş bir değişim alanı, kişinin adapte olabilme becerilerini zorlayıcı, dolayısıyla stres düzeyini fazlasıyla arttıran bir yaşantıdır. Ve bir adaptasyon sürecini gerektirir. Bu süreç sıklıkla iyilik ve kaygı hallerinin birbirini izlediği, iç içe geçtiği dalgalı bir dönemdir.
 
 
YAS TUTMA, SADECE ÖLÜME KARŞI VERİLEN BİR YANIT DEĞİLDİR. 
  • Yas tutma herhangi bir yitim ya da değişikliğe verdiğimiz psikolojik yanıt ve iç dünyamız ile gerçeklik arasında uyum sağlayabilmemiz için yaptığımız uzlaşmalardır. 
  • Yitirilen, bir eş, bir sevgili, bir dost, bir umut, bir hayal, bir meslek, bir vatan hatta eski bir alışkanlığımız bile olabilir...
  • İngilizcede yasın karşılığı olan “bereavement” kelimesi, orijinalinde “çalmak” anlamına gelen “berafian” kelimesinden türetilmiştir. 
  • Bu kelimenin daha sonradan “yas” yerine kullanılmasında ise “Sevdiğimiz biri kaybedilince hayatimiz bizden çalınmış gibi olur.” düşüncesi hakim olmuştur. 
  • Yas, bütün kültürlerde var olup evrensel bir olgudur. 
 
YAS SÜRECİNİN İŞLEVİ;
  • Bütün duyguların bir fonksiyonu olduğu gibi yasın da  vardır. Örneğin, korku duygusu tehlikelerden kaçınıp hayatta kalmayı sağlarken, yas da kayıplarla vedalaşmayı ve hayata devam edebilmeyi sağlar. Dolayısıyla yas tutmak yaşanılan kayba karşı verilen doğal bir tepkidir. 
  • Yas süreci aslında bir uyum, uzlaşma ve yeniden yapılanma işlevidir. 
  • Yasın yaşanması, yani kaybın sindirilmesi için kişinin zamana ve alana ihtiyacı vardır; ancak sağlıklı bir yas sürecinin ardından kişi tekrar toparlanıp, güçlenip, hayata sağlıklı olarak katılabilir.
  • YAS belirtileri, bireyin kişiliğine, geçmiş deneyimlerine, psikolojik geçmişine, kaybettiği kişinin kendisi için taşıdığı öneme, eşlik eden yaşam olayları ve sosyal desteklerin (aile, meslek, arkadaş, sosyal güvenlik) varlığına göre değişebilir, yas belirtileri zamanla azalmalıdır.
 
Yukarıda bahsettiğimiz gibi boşanma ya da ayrılık, sadece ilişkinin sonlanması değil aynı zamanda sevilen birinin kaybı, geleceğe dair ortak hayal ve planların yok olmasıdır. 
 
Boşanma bir çok insan için ölüme yakın bir kayıp olduğundan dolayı, insanların ölüm karşısında yaşadıklarıyla oldukça paralel süreçler yaşanır.
 
Kubler-Ross (1969) yas tutmakla ilgili 5 aşamalı modeli bilinen en iyi teorik yapıdır.  
 
Bu klasik model boşanan çiftlerde çeşitli derecelerde gözlenebilir: Göz ardı etmek, Öfke, Pazarlık, Depresyon ve Kabullenme.
 
  • Her birey aynı sıra ile tüm 5 aşamayı yaşamayabilir. Bireyler bazı aşamaları aynı anda yaşayabilir, bazen yaşadıkları evrelere geri dönebilirler, bir gün depresyondayken ertesi gün öfke ya da inkar yaşayabilirler.  Fakat bu beş aşama çoğu boşanma sürecinde bir şekilde yaşanmaktadır. 
  • Bir aşama kişiye bağlı olarak bazen günler, haftalar, hatta aylarca sürebilir. 
  • Her bir aşama çok önemli bir duygusal amaca hizmet eder .
 
Göz Ardı Etmek (Denial):
  • Şok ve inkâr etme yaşanır. Bazen yıllarca sürebilen bu evrede çift bitmiş bir ilişkiyi sürdürmeye devam edebilir. Çiftler yüzeysel olarak sanki her şey yolundaymış gibi davranırlar.  Danışan gelip “Bunun olacağını hiç anlamadım.” diyebilir.  Fakat dikkatle bakılırsa, işaretlerin orda olduğunu görmek çok zor değildir.
  • Boşanma konusu ortaya atıldıktan sonra hiç kimsenin konuya değinmediği bir süre olur, sanki evlilikteki problemlerin kendi kendine çözülmesi beklenir.
  • Göz ardı etmenin faydalı bir amaca hizmet ettiğini unutmamak gerekir. Bu evrede şok ve inkâr bize yaşadığımız durumla o an için başa çıkma ve devam edebilme gücü verir. Gerçekte aşırı derecede negatif bir haber karşısında kişinin dağılmasını engelleyen bir koruma yöntemidir. Göz ardı etmek, çiftin travmatik olaylara karşı sessizce kendilerini hazırlayabilmelerine yardım eder. 
  • Biz daha güçlü olmaya başladıkça inkâr da yok olmaya başlar.
 
Öfke: 
  • Yasın ikinci aşaması olan öfke iyileşme süreci için gereklidir. Her ne kadar bitmeyecekmiş gibi görünen bir öfkeniz de olsa onunla yüzleşmek için istekli olmak gerekir. “Bu niye benim başıma geliyor?”.   Suçlama, hiddet ve kırgınlık yoğun olarak hissedilir.  Öfke daha çok eşe yöneliktir ve bir süreliğine eş düşman haline gelir.
  • Önemli bir insanı ya da bir eşyayı yitirmek, bireyde reddedilmek ve güçsüzlük duygularını da harekete geçirdiğinden, yitimin gerçekliği içimize işledikçe iç sıkıntımız da şiddetleniyor ve ardından öfke nöbetlerine dönüşüyor. Öfkelenmemiz ise son derece sağlıklı bir duygu çünkü gerçekleri kabul etmeye başladığımızı gösteren önemli bir işarettir.
  • Öfke genelde eşlerden birinin kendini diğerinden duygusal olarak uzaklaştırabilmesi için de gereklidir.  İnsanların gerekli ama çok zor adımları “ör. Eşya toplamak, avukata başvurmak, boşanma evraklarını doldurmak gibi” atmasına yardım eder.  Öfke ile oluşturulan enerji olmadan bu adımlar asla atılamayabilir.  
 
Pazarlık : 
  • Pek çok çift son dakika değişimleriyle evliliklerini kurtarmaya çalışır.  Ör. Eşlerden biri daha fazla ilgili olabilir, hediyeler alabilir.  Biri yalvarabilir, öbürü şartlar sunar.  Kilo kaybederek, daha çok iş yaparak, daha sıcak davranarak, eski yasakları kaldırarak çözüm bulmaya çalışırlar.  Bazen pazarlık kısa sürelide olsa işe yarayabilir.  Çift evliliğe bir şans daha vermeye karar verir.  Bazen bu işe yarar.  
  • Pazarlık psikolojik olarak önemlidir, çünkü bazı insanlar için evlilikte neyin yanlış gittiğini bulmak ve düzeltmek için sorumluluk almanın ilk işaretidir.  Ayrıca “ne olursa olsun elimden geleni yaptım” hissini yaratır.
 
Depresyon: 
  • Bütün pazarlık yolları tüketildikten sonra ilişkinin gerçek durumu ortaya çıkar “evliliğim bitti, boşanıyorum, bu gerçek!”  düşünceleri ile birlikte depresyon başlar.  Bir daha asla mutlu olmayacağı hissi oluşur. 
  • Boşanma sırasında belli bir süre depresyon, mutsuzluk yaşamak normaldir ve faydalıdır.  Bitiş hissinin kesinleşmesine yardım eder.  Ayrıca enerjinin dramatik bir şekilde düşmesine ve böylece bir noktadan sonra insanların yeni bir yaşama doğru hareket etmek için motive olmasına yardım eder.
 
Kabullenmek: 
  • Kayıplar asla unutulmaz!
  • Kaybı kabullenmek ve hazmetmek demek, kaybı unutmak demek değildir! Sadece kayıpla birlikte yaşamayı öğrenmek; tekrar hayatla birlikte akabilecek gücü ve cesareti toplayabilmek demektir…
  • Kabullenme, eşe duyulan bağlılık  bittiğinde gerçekleşir. 
  • İlişki ne kadar yoğun duygularla yaşanmışsa, kabullenme noktasına gelmek o kadar zor olur.  Fakat kişi isteksizce terkedilen taraf bile olsa, bir an gelir ve bir sabah uyandığında artık yaşama farklı şekilde devam etmenin zamanı geldiğini farkeder.  Kişi geçmişi bırakır.  
  • Kabullenme boşanma gerçeğine ve kişisel hatalara içtenlikle teslim olmak anlamına gelir.  Bu türden sağlıklı bir teslimiyet gerçeleştikten sonra yaşam çok daha zengin ve imkanlarla dolu bir yer olarak görünmeye başlar ve insanlar hayatlarına daha taze bir bakış ile yeniden devam edebileceklerini hissederler ve daha enerjik olurlar.
  • Elbetteki pek çok insan ayrışmak için gereken temel adımların hepsini gerçekleştirmezler.  Ör. Bir çok kişi ayrılır ayrılmaz hemen yeni bir sevgili bularak bir önceki ilişkide yaşanan aynı sağlıksız kalıpları tekrarlamaya başlarlar.  Bazı kişiler bir terapist ile çalışarak gerçek dışı ideallerin bitişini kabul etmeyi ve hayatına daha olgunlaşmış olarak devam etmeyi başarabilir.
  • Ayrılık kişinin hoşuna gitmez ama onunla yaşamayı öğrenmeye çalışır. Kaybedilenin yerini dolduramayız ama yeni ilişkiler kurmaya başlarız. Yeniden yaşama tutunmaya başlarız. 
  • Acı hafifledikçe, ayrılık hakkında acı çekmeden düşünebilmeye başlarız. Bu aşama hayata yeniden başlama ve güçlenmek için fırsattır.
 
BOŞANMANIN DİĞER KAYIPLARDAN FARKLI VE ZOR YÖNÜ
  • Bütün teoristler basamaklı evreler şeklinde düşünmezler, çünkü bu tür modeler bir sıra takip eder.  Her ne kadar Bowlby ve Kubler-Ross evrelerin kendi içinde yer değiştireceğini vurgulasa bile hala bir düzen ve kronolojik bir gelişim hissi mevcuttur.  
  • Bunun sebebi birazda bu modellerin biyolojik ölüm ile benzetilmeye çalışıldığı içindir.  
  • Ölüm kesindir, değiştirilemez, boşanma ise aynı kesinliği ve sonu hissettirmez.  Dolayısıyla uzak bir ihtimal dahi olsa eşlerin yeniden bir araya gelebileceği ihtimali vardır.  Dolayısıyla insanların boşanmaya alışmaları ölüme alışmalarından çok daha zor ve duygusal bir karmaşa içinde yaşanır.
  • Terapistin görevi, danışanın gerçekleri daha iyi görmesine yardım etmek olmalıdır. Sürecin her parçasının bir işlevi vardır. 
  • Bunun anlamı terapistlerin verecekleri destek ile sürecin her hangi bir aşamasının derinleşmesine ya da danışanın uzun süre bir aşamada kalmasına izin vermemesidir. Terapistin görevi hareket edilmesine yardım etmektir. 
  • Herkes Süreçlerde Farklı Yerlerdedir
  • Ailedeki herkes duygusal süreçleri farklı zamanlarda ve farklı şekillerde yaşarlar.  
  • Boşanmayı isteyen, genelde uzun zamandır bunu düşünen taraf olur.  Kişi muhtemelen bütün yas tutma evrelerini aşmıştır ve yeni bir hayata geçmeye hazırdır.  Fakat diğer eşin şimdi kendi uzun “Göz Ardı Etme ve Yas” tutma evresini yaşaması gerekir. 
 
KAYBIN ARDINDAN YAS SÜRECINDE;
  • İçinizden geldiği kadar konuşun ve ihtiyaç duyduğunuz kadar ağlayın. 
  • Duygularınızı bastırmaya, inkar etmeye çalışmayın aksine duygularınızı hissetmek ve yaşamak için kendinize izin verin.
  • Yakın hissettiğiniz ve güvendiğiniz insanlarla konuşun; hissettiklerinizi, aklınızdan geçenleri paylaşın, yardıma ihtiyaç duyduğunuzda bunu ifade edin. 
  • Aile ve sosyal çevrenizin desteğinin yetersiz kaldığı ve baş etmekte zorlandığınız durumlarda profesyonel bir destek almaktan kaçınmayın...
  • Kontrolsüz ilaç kullanımından sakının; alkol, sigara ya da uyuşturucu madde tüketiminden uzak durun.
  • Kaybın acısının dinmesi, iyileşmek ve yeniden güçlenmek zaman alır, unutmayın. Ve bu süreç inişli çıkışlıdır, bazı günler kendinizi daha iyi hissederken, bazı günler daha kötü geçebilir; bu dalgalanmalar ve değişkenlik zaman içinde azalır.
  • Bir şeye nasıl başladığımız, nasıl "merhaba" dediğimiz kadar, bir şeyden nasıl ayrıldığımız, nasıl vedalaşıp, ‘hoşçakal’ dediğimiz de önemli ve anlamlıdır.
 
YAS SÜRECİ NE ZAMAN PROBLEM HALİNE GELİR?
 
İstenmeyen bir boşanma bir yetişkini geride kalmış bir gelişim aşamasına döndürebilir veya kişiliğinden beklenmeyen davranışlara itebilir. Bazı yetişkinler tamamen çaresiz, başkalarının bakımına muhtaç hale düşebilir.  Ailede roller değişebilir,  çocuklar ebeveynin bakımını üstlenirler ve sırdaşı olurlar. Bu çocuklar açısında büyük ve uygun olmayan bir yüktür.
 
Ayrılma ve boşanmanın hemen sonrasında insanlar, ya kendilerini diğerlerinden soyutlama yada olağan üstü sosyal yaşam sürdürme modellerinden birini seçerler. Bazı insanlar boşanma ile ilgili olarak mutsuzluk ve öfke duyduklarını kabul etmezler. Her şeye kolaylıkla uyum sağladıklarını iddia ederler.  Çeşitli faaliyetlerle meşgul olmak herkese iyi gelebilir. Eğer bunlar başka sorunlardan kaçmak için yapılıyorsa, bu durum depresyonu ancak bir süre için ertelemeyi sağlar.
 
"Her birey kendine özgü, farklı hız ve yoğunlukta yas tutar.’ 
  • Yas işini yapabilme yetisi gelişimsel öykümüze bağlıdır. Doğduğumuz andan itibaren bir şeyleri geride bırakarak büyürüz. 
  • Bebek sütünü bardaktan içebilmek için annesinin memesini bırakmayı kabullenir. Yürümeye başladığında ise kucakta taşınmanın güvenliğini kaybeder. Tüm bu geçişler güvenli bir ortamda gerçekleşmiş ise çocuk iyi gelişir ve yas tutmak için sağlıklı psikolojik modele sahip bir yetişkin olma olasılığı artar. 
  • Ölüme/ ayrılıklara, karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. 
  • Dolayısıyla sağlıklı ayrılıklar da birbirinin üzerine inşa edilir. Eğer, ayrılıklar sağlıklı gerçekleşmemiş ise, yas işi daha yavaş seyreder. 
  • Kaybediş şekli de yas sürecini etkileyebilir. Ani ve zamansız kayıplar /ayrılıklar atlatılamayan yasa dönüşebilir.
  • Yas, psikolojik, psikososyal, biyokimyasal vb. çok sayıda etkenlerle bir araya gelerek depresyonu tetikleyebilir.
  • Yas ve depresyon birçok yönden aynı  belirtileri gösterir. 
  • İkisinde de kişi iştahını kaybeder, kederli, umutsuzdur ve uykusuzluk çeker. 
  • Yas normal bir süreçtir ve bir hastalık olarak kabul edilmez. 
  • Yas ve depresyon arasındaki en büyük fark, yas sürecinde kişi depresyon belirtileri gösterse bile zamanlar bu belirtilerde azalma gözlenmesi ve bir süre sonra da ortadan kalkmasıdır. 
  • Depresyonda ise zaman geçtikçe duygularda bir değişiklik yaşanmaz, düzelme olmaz.
  • Yas süreci 3 aydan uzun süredir devam ediyor ve aşağıdaki belirtiler 1 aydır sürekli halde varsa yardım almamız gerekmektedir. 
 
Aşağıdaki belirtiler yas sürecinin problem haline geldiğine işarettir: 
  • Ölüm düşünceleri 
  • Alkol ve madde kullanımı 
  • Kendimizi boşluktaymış gibi hissetme yada hissizlik 
  • Öfke patlamaları 
  • Nedensiz aşırı neşelilik, kontrolsüz risk alıcı davranışlar
  • Olayı hiç olmamış gibi davranma 
  • Uyku ve iştah düzensizliği
  • Günlük görev ve işleri sürdürememe, mesleki zorlanma.
  • Önceki travmaların tetiklenmesiyle sürekli olarak aynı düşüncelerle meşgul olma, günlük  hayata devam edememe.
 
 
YAS İLE İLGİLİ YANLIŞ İNANIŞLAR
 
Kaybedilen kişinin/ ilişkinin acısını görmezden gelmeye çalışmak ve yaşanması gereken üzüntü ve kederi yaşamamaya çalışmak durumu daha da kötüleştirir. 
 
Bu sebeple kişi belli bir süre yasını yaşamalıdır. 
 
“Artık onu düşünme”, “Çok kafana takıyorsun” gibi söylemler kayıp yaşayan kişinin yas sürecine girmesininin, bu süreci yaşamasının ve/veya bu süreci tamamlamasının önünde engel teşkil eden, uygun olmayan çevresel yaklaşımlardır. 
 
 
NASIL BAŞARILI YAS TUTARIZ? 
 
  • Yas olgusunu gerçekten doğru bir biçimde anlayabilmemiz için 3 önemli unsur vardır.
  • Birincisi, her yitim bizi kaçınılmaz bir keder içine sürükler. 
  • İkincisi, her yitim tüm geçmiş yitimlerimizi de yeniden canlandırır.
  • Ve son olarak, eğer yitimimizin yasını tam olarak tutabilirsek, yitim, bizlere büyüme ve yenilenmemiz için önemli bir araç olabilir.
  • Bu bağlamda"Yitim can yakıcı bir armağandır!" olarak kabul edilebilir.
  • Yitimin bir armağan olabileceği ilk anda insana çok itici hatta inanılması güç  gelebilir. 
  • Yitimler bireyleri zenginleştirir.  
  • Baş etmesi zor acılar, ayrılıklar ve kayıplar gelişim ve tekamül için bir araçtır aynı zamanda...
  • Eğer tam olarak yas tutabilir isek, kendimiz ve insan olmak hakkında çok şey öğreneceğimiz, daha fazla ruhsal olgunluk kazanacağımız ve aynı zamanda yitimimiz ile barış içinde olma kapasitemizin de artacağını bilinir. 
  • Yas işi tamamlandıkça, birey, yeni işlere ve ilişkilere yatırım yapmak için daha yoğun bir istek duyar çünkü artık harcayacak enerjisi olduğunu ve çevresindeki insanlarla ilişki kurma yeteneğinin de geri geldiğini farkeder.
 
Sağlıklı yas tutmanın süresi kişiye özgüdür… 
Başarılı tutulmuş yas kişiyi özgürleştirir.
 
 
‘Kayıp, can yakıcı bir armağandır. Sağlıklı tutulmuş bir yas iyileştirir.’ 
 
 
Kaynaklar
Freud, “Yas ve Melankoli” makalesi, 1917
Elizabeth Kubler Ross – Death & Final Stage of Growth: http://grief.com/the-five-stages-of-grief/
Live with Loss, Suraj Shah: http://livewithloss.com/4-stages-of-bereavement/ ve YAS
Vamık Volkan. Gidenin ardından