PSİKİYATRİK DESTEK INFERTİLİTE (KISIRLIK) TEDAVİSİNDE NEDEN ÖNEMLİ?

PSİKİYATRİK DESTEK INFERTİLİTE (KISIRLIK) TEDAVİSİNDE NEDEN ÖNEMLİ?

PSİKİYATRİK DESTEK INFERTİLİTE (KISIRLIK) TEDAVİSİNDE NEDEN ÖNEMLİ?

İnfertilite (Kısırlık) Nedir?

Üreme ve nesli devam ettirme tüm canlıların en önemli ve temel içgüdülerinden biridir. Çocuk sahibi olmak istemek, ölümsüzlük, sonsuza kadar yaşama isteğine bir reflex cevap olarak değerlendirilebilir. Çocuk sahibi olma isteği bireysel bir seçim olmakla beraber, içgüdüsel, öğrenilen, toplum tarafından yüklenen/aktarılan bir yanı da vardır.

Teknik tanım olarak İnfertilite (kısırlık), üreme sisteminden kaynaklanan, 12 ay ya da daha uzun süredir herhangi bir doğum kontrol yöntemini kullanmadan düzenli cinsel ilişki sürdürülmesine rağmen hamileliğin gerçekleşmemesi durumudur.

Ancak;

Sadece medikal değil,

  •  Psikolojik
  •  Sosyal
  •  Toplumsal

boyutları olan bir problem alanı…Bir yaşam krizidir...

İnfertilite ile ilgili süreç, doğru yönetilmediğinde, eşlerin sosyal yaşamlarını, psikolojik durumlarını, evlilik ilişkilerini, cinsel yaşamlarını, gelecek planlarını, benlik saygılarını, beden imajlarını, yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkileyebilecek karmaşık bir yaşam krizi haline gelebilir.

İnfertilite, yaşamı tehdit eden bir hastalık olarak sınıflandırılmamasına rağmen, bireyi, aileyi ve toplumu etkileyen ruhsal olarak çok zorlayabilecek sosyal bir problemdir. Türkiye’de çiftlerin %10-20’sinin infertilite tanısı aldığı görülmektedir.

İnfertilite deneyimi niye diğer sağlık sorunlarından farklıdır?

  •  Kişiye özel, tedavi süreci ve sonucu öngörülmez ve belirsiz.
  •  İnsanın bir dizi “kayıp” yaşadığı bir süreç.
  •  Sağlıklı bir birey/çift olma fikrinin kaybı.
  •  Bir rüyanın kaybı,
  •  Özgüvenin kaybı,
  •  Güven ve emniyet duygularının kaybı.
  •  Kontrolsüzlük hissi,
  •  Hayata dair planların alt üst olması,
  •  Geleceğin belirsizliği,
  •  Tedavinin uzun, belirsiz zaman dilimini kapsaması.
  •  Duygusal etkilenme kronik bir hastalığınkine benzer ama daha önce geçilmiş her yol kişiye /duruma özeldir.
  •  Başarısızlık hissi yaratır.

İnfertilite hayatın her alanında kendini hissettirir.

  •  Eşler arası ilişkiler
  •  Arkadaşlarla ilişkiler
  •  Aile ile ilişkiler
  •  İş hayatı
  •  Sosyal etiket
  •  İnfertilite sadece zorluk yasayan çifti değil, potansiyel büyük anne, büyük baba, amca, teyze gibi geniş aileyi de etkiler.

Ruh Sağlığı ve İnfertilite Nerede Kesişir?

Psikolojik faktörlerin infertilite ile karmaşık bir ilişkiler zinciri oluşturduğu bilinmektedir.

Psikolojik faktörler ve infertilite arasındaki ilişkiye dair üç temel nokta dikkat çekicidir:

  •  Duygusal ve psikososyal sorunlar infertiliteye sebep olabilir.
  •  İnfertilite tedavisi kişilerde duygusal ve psikososyal sorunlara sebep olabilir.
  •  İnfertilite ve duygusal sorunlar karşılıklı ilişki içindedir.

Bu ilişkiler yumağı nedenle, tedavi döneminde çiftlerin fiziksel açıdan hazırlanması kadar ruhsal açıdan da tedaviye hazırlanmaları önemlidir. Çiftlerin olası psikolojik ihtiyaç ve beklentilerini ifade edebilecekleri uygun bir ortamın yaratılması, tedavinin bütünselliği ve etkinliği açısından çok önemlidir.

Hazırlıksız Yakalandığımız Bir Kayıp ve Yetersizlik Duygusu

infertilite2
İnfertilite ile ilgili bir tanı netleşmesinden sonra, "Hiç aklımıza gelmemişti, böyle bir şeyin bize olabileceğini hiç düşünmemiştik. Ailede hiç yoktu" gibi cümleler çok sık dile gelir.

Fiziksel açıdan çocuk sahibi olamama nedenleri ortaya konduktan sonra eşlerden birinin kendini problem kaynağı olarak görmesi sıktır. Çocuk sahibi olamamak kişisel bir başarısızlık olarak algılanabilir ve yaşanan tüm olaylara genellenebilir. Hayata karşı yenilgi, utanç ve sosyal çevreye karşı eksiklik duygusu şaşkınlık duygusuna eşlik eder. Kişi kendi bedenine yönelik kızgınlık ve öfke hissedebilir.

Çiftlerin kısır (infertilite) olduklarını öğrendiklerindeki duyguları oldukça karmaşıktır. Kişinin yaşadığı karmaşık duygular tıpkı bir yas sürecine benzemektedir.  "Sağlıklı bir çift" olma tanımını kaybetmiştir çift ve bunun yasını tutar. Hayal kırıklığı, umutsuzluk gibi duyguların yanı sıra öfke duygusu da yaşayabilirler. Öfke duygusu eşe, tedavi ekibine, anne-babaya, çocuklu çiftlere vb. yönelebilir. Toplumun ona yüklediği rolleri yerine getirememe sadece ebeveyn olamama ile sınırlı kalmayıp, eşi, evliliği, aile içindeki gücü, ailedeki saygınlığı kaybetme korkusunu da tetikleyebilir. Geçmiş yaşam ve geçmiş tercihler gözden geçebilir. Çocuk sahibi olmaya daha erken karar vermek, daha erken evlenmek, daha farklı doğum kontrol yöntemleri uygulamak ya da uygulamamak, daha kaliteli beslenmek, rutin sağlık kontrollerini ertelememek gibi...

Her tedavi döneminde, umut ile umutsuzluk arasındaki çizgide beklentilerin tutulması ve bu beklentilerin bir anda kolayca değişebilir olması, endişe, korku, kızgınlık, mutluluk ve neşe gibi çok çeşitli duyguların iç içe yaşanmasına neden olabilir. Bu, sürekli "bıçak sırtında" yaşama duygusu ciddi ruhsal bir yüktür ve bu süreç ilerlerken kontrol edebileceğiniz değişkenler son derece sınırlıdır. Bu kaygıyı, gerginliği arttıran başka bir faktördür.

Karşılıklı yaşanan bu duygusal dalgalanmaların, eşler arasında paylaşılması da zaman içerisinde güçleşebilir ve bunun sonucu olarak eşler zamanla yaşadıkları kızgınlık, endişe, korku ya da kırgınlıklarla baş başa kalabilirler. Bu ruhsal uzaklaşma, evlilik için bir tehdit oluşturabilir.

Yakın çevreyle ilişkilerde uzaklaşma yaşanması bu dönemde doğaldır. Çiftler kimi zaman bebek ile ilgili haberlere duyarlı hale gelebilir. Bu "öfkeli, kırgın gıpta etme duygusu" bir çok çift açısından yabancı bir duygudur. Bireyler yakınlarına yönelik kızgınlık, duymaktan dolayı da huzursuzluk duyabilirler.

En Sancılı Zaman; Beklemek

Kısırlık tedavisi gören çiftlerin çoğu, çocuk sahibi olmak amacıyla görülen tedaviyi hem fiziksel, hem de duygusal açıdan büyük emek gerektiren bir yaşam olayı olarak tanımlar.

İnfertilite tedavisi sırasında bireyler umutlanma ve hayal kırıklığı döngüsünü tekrar tekrar yaşayabilirler.

Tahlil ve tetkiklerin sonuçlarına göre, duyguları ve dolayısıyla ruhsal dengeleri de bir salınım gösterebilir. Bedene dışarıdan müdahale edilmesinden kaynaklı olarak beden üzerinde kontrolü kaybetmiş hissedebilirler ve kendi bedenlerine yabancılaşabilirler. Çiftlerin cinsel ilişkileri doğallıktan uzaklaşıp bir sistem içinde, çocuk sahibi olma amacına hizmet eder hale gelebilir ve bu durum cinsel istekte azalmaya sebep olabilir. Çiftler öfke ve suçluluk duygularını yoğun bir şekilde yaşayabilirler. Bu süreçte stres belirtileri, depresyon ve kaygı sıklıkla görülmektedir.

Erkek Ve Kadınlar Tedavi Sürecini Farklı mı Yaşarlar?

Bireylerin infertiliteye tepkileri bireysel farklılıklar göstermekle birlikte benzer bir akışı takip eder. Hemen tüm diğer yaşam olaylarında olduğu gibi kadınlar ve erkekler çocuk sahibi olamamaktan farklı şekillerde etkilenirler.

Kısırlık ile ilgili yaklaşım tarzları, sorun çözme şekilleri, baş etme stilleri hayatın başka alanlarında olduğu gibi burada da cinsiyete göre değişiklik gösterebilir. 

Kadınlar, duygularını bir şekilde dışa vurmaktadırlar. Kadınlar sıklıkla duygusal odaklı baş etme yöntemlerini kullanmaktadır. Öfke, üzüntü, hayal kırıklığı vb. duygularını öteki ile paylaşmak ister. Sözel ifade daha sık kullandıkları bir anlatımdır.

Erkekler bu durum karşısında sıklıkla daha soğukkanlı ve kontrollü olabilmekteler. Çözüm önerilerine katılmakla birlikte, eşinin duygu dışavurumun gereksiz, abartılı, yersiz olduğunu söyleyebilir hatta suçlayabilir. Çocuk sahibi olma isteği ve bu konudaki çabalarda kadınlar kadar isteklerini ifade etmeyebilirler. Bu durum karşısında kadın, eşinin kendisini anlamadığını, önemsemediğini, bu sağlık sorununu ciddiye almadığını, yeterince uğraşmadığını düşünebilir. Ben yalnızım duygusuna bazen kadının doğurganlık süresi sınırlı ama erkeğin ki değil duygusunun getirdiği öfke eklenebilir.

Duygusal kopukluk, eşler arasındaki iletişimin giderek bozulmasına, eşlerin birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olabilir.

İnfertilite Tedavisinde Ruhsal Sıkıntıyı Neler Yaratır?

Tedavinin süresi, nedeni, ne kadar sıklıkla ve kaç kere tedavi görüldüğü, nasıl bir tedavi uygulandığı, önceki tedaviye ait zorluklar, ruhsal sıkıntıları tetikleyebilir. Kişinin geçmiş psikiyatrik öyküsü, evlilik kalitesi, sosyal destek sistemi yine psikolojik tedavi ihtiyacını belirleyecek etkenlerdir. İyi giden bir evlilik ve daha önce çocuk sahibi olunması bireylerin yaşadığı stres düzeyini düşüren etkenlerdir...

Kısırlık (İnfertilite) ve Çevre

Çiftler ilk olarak içinde yaşadıkları durumu saklama ihtiyacı duyabilirler. Kendileri için de hiç beklenmedik olan bu haberin işlenmesi ve sindirilmesi gerekir. Yalnızlaşma sorunu bazen de çiftler arasında ilişki/iletişim problemi olarak kendini gösterebilir.

Çiftlerin psikolojileri üzerinde yakın çevrenin tutum ve davranışları da rol oynayabilir. Kısırlık (infertilte) tedavisi esnasında, çevrenin çifte soru sorması, yardım etmeye çalışması, iyi dileklerde bulunulması da stres ve baskı yaratabilir. Bu aynı zamanda tedavi sürecini de olumsuz etkileyebilir.

Amaçları destek olmak da olsa gerek tedavi ekibinden kişilerin, gerekse ailelerin yeni tedavi seçenekleri, evlat edinme vb. konularda konuşmaları da çiftlerde umutsuzluk ve öfke gibi bir çok karmaşık duygunun açığa çıkmasına neden olabilir.

Stres Tedaviyi Olumsuz Etkiler mi?

Kısırlığın genel tanımına bağlı olarak stres, kronik olarak yaşanabileceği gibi, tedavi sırasında uygulamalara ve test sonuçlarına bağlı kısa dönemli stres de yaşanabilir. Stres tedavi sürecinde en fazla embryo transferi sonrasındaki bekleme döneminde yaşanmaktadır.

Kısırlık Çiftlerin İlişkisini Nasıl Etkileyebilir?

Her yaşamsal kriz gibi çocuk sahibi olamamakta çiftler arasındaki etkileşimi etkiler. Çiftlerin bu durum karşısında gösterdikleri psikolojik tepkilere bakıldığında, eşlerin birbirlerine çok yakın hale geldiği, evliliğin güçlendiği (uyumlu birliktelik) ya da kendilerini ciddi bir ilişki problemi içinde bulundukları, evlilik kalitesinin bozulduğu (düşmanca birliktelik) gözlenebilir.

İnfertilitenin Psikolojik Yönü Neden Çalışılmalı?

  •  İnfertilitenin ortaya cıkışındaki psikolojik faktörler,
  •  İnfertilitenin bireyin ve ciftin ruh sağliği üzerine etkisi,
  •  Stresin tedavi sonucuna etkisi,
  •  Tedavi sürecinin ve sonucunun ruh sağliğina etkisi,
  •  İnfertilitenin gebelik süreci, annelik ve doğacak çocuk üzerindeki etkileri.

Yapılan bir çok çalışmada infertil çiftlerin stres, anksiyete, depresyon skorlarının fertil(doğurgan) popülasyona göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Öfke, sinirlilik, benlik saygısında azalma, kişilerarası ilişki güçlüğü, yaşam memnuniyetinde azalma, anksiyete ve depresyon infertilite ile ilişkili olarak sık sık ortaya konulan psikolojik bozukluk göstergeleridir.


Psikiyatrik Destek Kısırlık Tedavisinde Neyi Hedefler?

Her adet döngüsü bireylerin hayallerinin kaybı, genetik devamlılığın kaybı, biyolojik anne-baba olma şansının kaybı anlamına gelmektedir ve bu kayıplar duygusal olarak sancılı yaşantılardır. Bunun yanı sıra beden üzerindeki kontrolün kaybı, umudun kaybı, sağlıklı çift ilişkisinin kaybı, kadınlığın/erkekliğin kaybı, kendine güvenin kaybı gibi birçok kayıp duygusu yine bu süreçte yaşanabilir.

Tedavi süresince çiftlerin yaşadıkları ruhsal ve fiziksel değişimleri anlamlandırmaları hem gelecekle ilgili kararlarında hem de tedavi süresince yaşadıkları zorluklarla başa çıkmalarında büyük önem taşımaktadır. Psikolojik danışmanlık hizmeti kişilerin yaşadıkları zorlukları ifade etmelerinde güvenli bir ortam sağlamaktadır.

İnfertilite tedavisi sırasında alınan psikolojik yardımların depresyon, kaygı ve stres belirtilerinin azalmasında etkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca infertilite tedavisinin yanında psikolojik danışmanlık hizmetinden yararlanmanın tedavinin başarısına olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, kısırlık tedavisine, çiftlerin fiziksel olarak hazırlanmalarının yanı sıra bu sürece psikolojik olarak da hazırlanmaları oldukça önemlidir.

Yapılan çalışmalar bireysel ve grup psikoterapisinin kısırlık tedavisi esnasında yaşanan sorunlarla baş etme açısından etkin olduğunu göstermektedir. Grup psikoterapisinde, katılan kişiler yalnız olmadıkları, kendi yaşadıkları sorunu yaşayan başka kişilerin de olduğunu, o kişilerin kullandıkları baş etme yöntemlerini görerek kendileri içinde alternatif yollar oluşturabilirler.


Kaynakça

1. Freidman T (2009). İnfertility and assisted reproduction. Bailiere's Clinical Obstetrics and Gynaecology, 3(4): 751-767
2. Donkor ES, Sandall J. The impact of perceived stigma and mediating social factors on infertility-related stress among women seeking infertility treatment in Southern Ghana. Soc Sci Med. 2007;65(8):1683-94.